Leaderboard


Popular Content

Showing most liked content on 01/08/2021 in all areas

  1. 10 likes
    Belki hatırlarsınız birkaç gün önce 3 savaş gemisi modeli daha doğrusu die-cast’i paylaşmıştım. Armadayı biraz daha büyütmeye karar verdim ancak bu sefer seçtiğim gemiler tarihimizden bizlere dokunan gemiler olsunlar istedim. Bunları bulabilmek biraz zor oldu aslında. Çünkü bu versiyon modellerin üreticileri farklı ve artık yoklar bildiğim kadarıyla. Haliyle bu modeller diğerlerine nazaran daha pahalılar çünkü biraz antika biraz da koleksiyon sınıfına giriyorlar. Bende kendim için ayırdığım hobi bütçemi bu seferlik bunlara harcamaya karar verdim. Bu arada tüm modeller yine 1:1250 ölçeğinde. Ancak boyut olarak ilk paylaştığım devasa savaş gemilerine kıyasla daha mütevaziler o yüzden bu modelleri kurşun kalem ile değil tombow 0.5 kalem ucu ile kıyaslamaya karar verdim. Diğer modellerden farklı olarak bu modeller tümüyle metalden yapılmışlar. İlk model, tarihimizde oldukça önemli bir yer tutan bir gemi. Hamidiye Kruvazörü. Sultan 2. Abdülhamit zamanında donanmaya katıldığı için bu adı almış. Kıdemli Yüzbaşı Hüseyin Rauf Bey (Orbay) komutasındaki Hamidiye Kruvazörü’nün Ege ve Akdeniz’de oldukça güç koşullarda gerçekleştirdiği yedi buçuk ay süren Akın Harekatı, Genel Deniz Harp Tarihi açısından bu tür harekatın emsalsiz örnekleri arasında gösterilme. Hatta bu Akın Harekatı, Birinci Dünya Savaşında Emdem ve İkinci Dünya Savaşında Scanhorst ve Bismark gibi Alman korsan kruvazörlerine ilham kaynağı olmuştur. Bu harekat, gemisiyle birlikte bir komutanın, yeterli lojistik destek sistemi ve üs imkânları olmaksızın tek başına planlayarak gerçekleştirdiği, gerektiğinde tarafsız ülkeleri de kapsayan uluslararası hukuk kurullarından en iyi şekilde yararlanarak lojistik destek sağladığı, son derece başarılı aldatma taktiklerinin uygulandığı parlak bir deniz harekatıdır. Ayrıca Osmanlı Devleti için son derece kötü geçen Balkan Harbi’nde belki de parlayan tek yıldız olmuştur da denilebilir. Bu gemiye aslında Yüzen Anıt da demek gerekir. Ne yazık ki bu anıt, 1966 tarihinde sökülüp parçalanarak yok edilmiştir. Böyle büyük emanetleri koruyamamış, bugüne kazandıramamış olmamız, tarihiyle övünen bir millet için ne acınası, ne trajik bir cilvedir.. (wikipedia ve ekşi sözlükten alıntıdır) Bu gemiyi tıpkı Amerikan USS Missouri Savaş Gemisi gibi yüzen bir müze yapmamız gerekirdi. İkinci model, Dünya’da bilinen adıyla HMS ERIN, ancak bizim için onun adı Reşadiye Dretnotu. Osmanlı Donanması için planlanan ve 1910'larda İngiltere’den her biri için 2.5 milyon sterlin bedelle sipariş edilen iki adet dretnot savaş gemisinden biridir. Sınıfın tasarımı İngiliz King George V sınıfının tasarımına dayanmakta olup kapsamlı geliştirmeler yapılmıştır. İlk gemi olan Reşadiye 1911'de kızağa konulmuş ve Ağustos 1914'te tamamlanmıştır. Tamamlandığında gerek ateş gücü gerekse de teknolojisi ile dönemindeki en iyi savaş gemilerinden biri olmuştur. Planlanan iki gemiden yalnızca Reşadiye tamamlanabilmiş, ona da I. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine teslim edilmeden hemen önce Büyük Britanya tarafından el konulmuştur. Bu durum Osmanlı halkının tepkisini çekmiş, Osmanlıların I. Dünya Savaşı'na İttifak Devletlerinin yanında girmesinde oldukça etkili olmuştur. Bu gemilerin siparişi için sağlanan meblağ Donanma Cemiyeti tarafından Osmanlı halkından toplanan bağışlarla tamamlanabilmişti. Osmanlı halkı bu gemi için tavernalarda, kahvelerde, okullarda, pazarlarda bağışlar toplamış, haliye Ingiliz’lerin gemiye son dakikada el koymaları herkesi çok fazla üzmüş ve sinirlendirmiş. (Parasını ödeyip de alamamak, hikaye tanıdık geliyor değil mi? Bkz. F35 Savaş Uçağı) Her ne kadar bizden gasp edilmiş olsa da bu gemi İngilizlere de aman aman bir hizmet etmiş değildir. Adam akıllı bir başarısı bulunmayan HMS ERIN 1. Dünya savaşının bitmesinden bir müddet sonra genel silahsızlanma antlaşması çerçevesinde parçalanmıştır. Bu gemiyi Rauf Orbay’ın komutasında görebilmiş olsaydık kimbilir ne efsaneler yaratırlardı. Üçüncü ve Dördüncü Modeller ise aslında hepimizin bildiği muhteşem ikililer: SMS Goeben ve SMS Breslau yani bildiğimiz adlarıyla Yavuz ve Midilli Zırhlıları. 1912'de SMS Goeben, hafif kruvazör SMS Breslau ile birlikte Akdeniz Tümeni'ni (Mittelmeer Division) oluşturdu ve Balkan Savaşları boyunca Akdeniz'de devriye görevi üstlendi. 28 Temmuz 1914'te I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Goeben ve Breslau İngiliz Akdeniz Donanması'nın takibinden kaçarak İstanbul'a ulaştılar. İki gemi 16 Ağustos 1914'te Osmanlı Donanması'na verildi. SMS Goeben, Osmanlı hizmetine girdiğinde Yavuz Sultan Selim veya kısaca Yavuz adını aldı. 1936 yılında adı resmen TCG Yavuz("Türkiye Cumhuriyeti Gemisi Yavuz") olarak değiştirildi. 1938 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün naaşını İstanbul'dan İzmit'e taşıdı. Yavuz, 1950 yılında hizmetten çekilene dek Türk Donanması'nın amiral gemisi olarak görev yaptı. TCG Yavuz, Alman hükûmetinin Türkiye'nin gemiyi geri almaları teklifini reddetmesinin ardından 1973-1976 yılları arasında söküldü. Alman İmparatorluk Donanması tarafından inşa edilen gemilerin en son söküleni olan Yavuz, aynı zamanda tüm muharebe kruvazörleri ve dretnotlar arasında en uzun süre hizmette kalanıdır. SMS Breslau veya sonraki adıyla Midilli, Alman İmparatorluğu donanması için inşa edilen Magdeburg sınıfı hafif kruvazördür. İki gemi, ağırlıklı olarak Karadeniz'de, Rusların Karadeniz Filosu'na karşı hizmet etti ve diğer Osmanlı gemileri ile birlikte Ekim 1914'te Rus limanlarına baskınlar düzenledi. Bu baskınlar, Rusya'nın Osmanlı'ya savaş ilan etmesine ve Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na İttifak Devletlerinin yanında katılmasına yol açtı. 1.Dünya Savaşı sırasında Midilli, Rusya kıyılarına mayın döşeme, Rus limanlarını ve tesislerini bombalama ve Osmanlı ticaret gemilerinin yetersizliğinden dolayı Kafkasya Cephesi'nde savaşan Osmanlı birliklerine Karadeniz limanlarından asker ve malzeme tedarik etme görevlerini üstlendi. Birkaç kez Rus gemilerinden hafif hasar aldı. 1915'te çarptığı mayın sonrasında yarım yıl kadar hizmet dışı kaldı. 20 Ocak 1918'de, İmroz Muharebesi esnasında beş mayına çarparak battı. Mürettebatının çoğunluğu bu muharebede hayatını kaybetti. Satın aldığım son model ise içlerinde en çok sevdiğim olanı, MV Savarona. 28 Mart 1931'de denize indiğinde dünyanın en büyük yatı olan, günümüzde de en büyükler arasında bulunan Türkiye'nin Ertuğrul yatından sonraki Cumhurbaşkanlığı yatı. Yatın sahibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. 2038 yılına dek, 49 yıllığına armatör Kahraman Sadıkoğlu'na kiralanmıştır. 2013 yılının sonralarında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca kiralık bulunduğu iş adamı Kahraman Sadıkoğlu'ndan devri alınmış ve Türkiye'de ve yabancı ülkelerde gerçekleştireceği toplantı ve görüşmelerde prestij amaçlı olarak değerlendirilmek üzere bakım ve restorasyonu yapılmıştır. Bu yat ilk olarak Amerikalı zengin bir kadın tarafından Almanya’da yaptırılıyor fakat o dönemki Amerikan yönetimi, yat Almanya’da yapıldığı için çok yüksek vergi talep ediyorlar (Almanya’dan pek haz etmiyorlar çünkü), bunun üzerine bu zengin hanımefendi de kızıp yatı ederinin dörtte bir fiyatına satışa çıkartıyor. Aynı dönemde bir yat satın almak isteyen Türk yetkilileri de devreye giriyor ve satın alınıyor. Atatürk’ün vefatına yakın günlerden birinde, ‘bu yatı bir çocuk oyuncağını bekler gibi beklemiştim. Bana hastane mi olacaktı?' dediği yat (kaynak: falih rıfkı atay'ın çankaya kitabı). Gemilerin toplu halde bir resmini de paylaşayım. Son olarak da boyut kıyaslaması yapabilmeniz adına yine 1:1250 ölçekli olup ilk mesajımda paylaştığım gemilerden biri olan USS Missouri ile kıyaslamalarını da koyayım da Battleship sınıfının heybetini gösterebileyim. Bu arada USS Missouri ve TCG Yavuz zırhlısı tarihte bir kere bir araya da gelmiştir. Nisan 1946'da Amerikan zırhlısı USS Missouri, hafif kruvazör USS Providence ve destroyer USS Power, Türk büyükelçisi Münir Ertegün'ün naaşını İstanbul'a getirdiler. Yavuz, gemileri İstanbul Boğazı girişinde karşıladı. Burada Yavuz ve Missouri ondokuzar pare top atışı ile birbirlerini selamladılar.
  2. 6 likes
    MSI RTX 3060 TI geldi, sanırım ilk defa bir donanımı çıktığının haftasında satın aldım, umarım pişman olmam 2 fanlı bir tasarımı var, üç fanlı model 100 Euro kadar pahalı ve uzundu. Bakalım fanlar baş ağrısı yapacak mı? 2 tane 8 pin güç girişi konulmuş. Referans tasarımda 1 tane kullanılmıştı diye biliyorum. İlginç geldi. bu modelde en beğendiğim ve temel satın alma kriterim arasında olan konu da RGB LED olayına girilmemiş olması.
  3. 2 likes
    Adam termostat çok soğutuyor diye gitti değiştirdi, sayfa sayfa ne kadar iyi bir şey yaptığını yazdı. Şimdi termostat çok soğutuyor diye bir daha değiştirdi. Alman mühendislerden bir açıklama bekliyoruz.
  4. 2 likes
    araç saçma sapan elektriksel hatalar vermeye başladı, tüm arıza ışıkları falan yandı. ne oluyor derken aklıma tavan ışığını yakıp izlemek geldi. pırpır yapıyordu. tamam dedim teşhisi koydum alternatör ölmüş. zaten alternatörün diyot tablası km'den ötürü gitti gidecek diyordum, sonunda bozuldu... bu meretin zaten bozulacağını bildiğim için çok önceden yenisini alıp çekmeceye atmıştım. orjinalini TR'de bulmak mümkün değil o yüzden yurtdışından getirtmiştim. alternatörü arabadan söküp, dağıtıp, diyot tablasını değiştirip geri taktım. alternatörü çıkarabilmek için motorun soğutma sistemini de dağıtmak gerekiyor (alternatör aracın radyatör sistemine bağlı, su soğutmalı) hazır onu dağıtmışken termostatı da orjinal 88'likle değiştirdim. artık yeterince ısınıyor. 1 taşta 2 kuş. anlatırken çok basit bir işlemmiş gibi görünüyor tabi ama işin aslı öyle değil alternatörün içini dağıtırken cıvataları sıkıştığı için parçalayarak açtık, sonra gittik sanayilerde benzer cıvatadan arayıp bulduk falan derken 1 hafta sürdü.
  5. 1 like
    PS4'te bu sorunu 2. bir kolla çözmüştüm; daha doğrusu 2. el aldığım PS4'ün 2 tane kolu vardı. Birinin şarjı bittiğinde diğeriyle devam ediyorsun; o esnada da pili biten kol şarj oluyor. Ama en temizi XBOX kolundaki AA pil sistemi. 4 tane şarj edilebilir AA pil aldım. Koldaki pillerin şarjı bitince yedekleri kola takıyorum; şarjı bitenleri de şarj ediyorum. Böylece sonsuz bir döngü yaratmış oluyoruz
  6. 1 like
    ilginçmiş. bana değiştirilebilir olması hep daha mantıklı gelmiştir. pilin kapasitesi kullan kullanma bir süre sonra düşüyor. sıkıntı yaratacak duruma geldiğinde de sony'den fahiş fiyata pil satın almak istemezdim. bir de dediğim gibi pil bitti controller'ı şarja takayım diye bir dert yok, 4 tane şarjlı pilin olsun 7/24 kesintisiz oynarsın. playstation ile anca kablo takıp oynarsın.
  7. 1 like
    Evet hocam; mini led olan arka aydınlatma, micro led olan panel teknolojisi. OLED panellerdeki O harfine tekabül eden Organic olma faktörünü ortadan kaldırdığı için OLED panelin tüm zayıflıkları micro led 'de ortadan kalkıyor. Mönitör meraklıları için "dilimlenmiş ekmekten sonraki en iyi icat" tabi yemek nasip olursa...
  8. 1 like
    Bu micro LED farklı birşey sanıyorum, biraz birşeyler okudum şimdi değişik bir teknoloji gibi bilinen panel teknolojilerinden.
  9. 1 like
    Bit pazarına nur yağacak yine desenize... Bit pazarı demişken, yaptığım koleksiyon için eski grafik kartı bulmakta da oldukça zorlanıyorum artık. Pandemi yüzünden kimse satış/takas için buluşmak, hatta kargoya bile gitmek istemiyor. En son güç bela bir S3 Savage2000 ile benim için çok özel bir yeri olan, S3 Vision968 işlemcili bir Diamond Stealth64 alabildim, onlarla avunuyorum
  10. 1 like
    TUF-RTX3080-O10G-GAMING: $859.99 fuck you man... vatan'da 10.300 liraya görüp almadığıma pişman mı olacağım yoksa. kaç kez amerika ve kanada'dan getirtme fırsatım oldu. 1 tane bile stok bulamadım ne aldırtmaya, ne otele kargolatmaya. boku çıktı bu işin.